31 Mayıs 2019 Cuma
Aydos kalesindeki tünel?
Yakacık edebiyata, resme,müziğe konu olur da filmlere olmaz mı? Yakacık konulu bir film olduğunu biliyordum ama youtube'da karşıma çıkıncaya kadar izleme olanağı bulamamıştım.
Olayın Yakacık'la en büyük bağlantısı köyün Yassıada'nın tam karşısında olması ve tepedeki Aydos Kalesi'nden başlayan tünelin ucunun Yassıada'ya çıktığı söylencesi...
Yönetmeni ve senaristi Süleyman Nebioğlu. Filmin gerçek adı: “Memlekette Demokrasi Var”. Fakat youtube'a yükleyenler pek siyasi bulmuş olacaklar ki Yüz Bin Kibrit diye yeni bir ad uydurmuşlar. Yani bu adla aratabilirsiniz. Üstelik filmin adını değiştirmekle yetinmemişler bir de jenerik ve bazı yerler kesilmiş. Bunlar beni rahatsız ettiği için linki paylaşmak istemedim. Başroldeki Müjdat Gezen, Yakacık'ın delisi rolünde Adnan Menderes'i idamdan kurtarmaya çalışıyor. DP döneminde nasıl Vatan Cephesi listeleri yapılıp halkın bölünmesine karşı çıkarak demokrasi istiyorsa 27 Mayıs'tan sonra da idamlara karşı duruyor.
Orijinali bulup izlemeniz dileğiyle...
“Memlekette Demokrasi Var”
Yapım yılı:2010
Yöneten: Süleyman Nebioğlu
Oynayanlar:Müjdat Gezen, Sümer Tilmaç, Nejat Birecik, Şafak Sezer, Tamer Karadağlı
Teaser: https://www.facebook.com/watch/?v=140796542629177
11 Mart 2012 Pazar
Yakacık - Hüseyin Zekai Paşa
Hüseyin Zekai Paşa'nın Yakacık tablosu (1908)
Tual / Yağlıboya, Özel Koleksiyon
Hüseyin Zekai Paşa'nın Yakacık tepelerinden İzmit Körfezine ve daha arkadaki Yalova sahillerine bakışını belgeleyen bu 1908 tarihli yapıt, yaşadığımız 17 Ağustos 1999 depreminden sonra anlamını, kapsamını sanki ikiye katlayan bir düşündürücülük içermekte.
Bu titiz ve fotograftan da yararlanılmış olduğu varsayılabilecek, primitif tadlar da içeren yapıt, ayrıca harika bir doğa parçasını 94 yılda ulusca ne hale getirdiğimizi net olarak görebilmemizi de sağlıyor. Resmi ayrıntılı olarak incelersek, arazi kullanımından, varolan yapılardan, konumlarından, biçimlerinden II. Meşrutiyet Dönemi'nde bölgede yaşamakta olan "Osmanlı Toplumu" insanlarını da imgelemimizde canlandırabiliriz.
Gökyüzü, körfezin karşı kıyısı, yakın yakası, sağdaki tepenin ve onun eteklerindeki güneşli köşklerin yer aldığı alan ve en ön plandaki gölgeli yoğun ağaçlık alandan oluşan beş yatay bölgeli bu görünümün bakışlarımızı öncelikle çeken odak noktası ise, sağdaki köşkün sağır beyaz duvarı ve aynı hizada sola uzanan yine beyaz ve ışıklı bahçe duvarı...
1859 - 1919 döneminde yaşamış olan ve "primitifler" olarak adlandırılan Darüşşafakalı foto-gerçekçi sanatçılar ile bir sonraki kuşak sanatçılar arasında bir geçiş dönemi sanatçısı olarak kabul edilen ve yapıtlarında insan figürü kullanan ilk ressamlarımızdan olan Zekai Paşa'nın resim tarihimiz açısından da, Marmara bölgemizin yirminci yüzyıl başındaki durumunu yansıtan bir belge olarak da önemi olan bu görünümü, o yıllardaki ressamlarımızın resim tekniği açısından ulaştıkları yetkinliği saptamak açısından da önemli olan tüm dünya müzelerinde yer alabilecek nitelikte olan tartışılmaz bir başyapıt...
Haşim Nur Gürel
sanalmüze
Tual / Yağlıboya, Özel Koleksiyon
Hüseyin Zekai Paşa'nın Yakacık tepelerinden İzmit Körfezine ve daha arkadaki Yalova sahillerine bakışını belgeleyen bu 1908 tarihli yapıt, yaşadığımız 17 Ağustos 1999 depreminden sonra anlamını, kapsamını sanki ikiye katlayan bir düşündürücülük içermekte.
Bu titiz ve fotograftan da yararlanılmış olduğu varsayılabilecek, primitif tadlar da içeren yapıt, ayrıca harika bir doğa parçasını 94 yılda ulusca ne hale getirdiğimizi net olarak görebilmemizi de sağlıyor. Resmi ayrıntılı olarak incelersek, arazi kullanımından, varolan yapılardan, konumlarından, biçimlerinden II. Meşrutiyet Dönemi'nde bölgede yaşamakta olan "Osmanlı Toplumu" insanlarını da imgelemimizde canlandırabiliriz.
Gökyüzü, körfezin karşı kıyısı, yakın yakası, sağdaki tepenin ve onun eteklerindeki güneşli köşklerin yer aldığı alan ve en ön plandaki gölgeli yoğun ağaçlık alandan oluşan beş yatay bölgeli bu görünümün bakışlarımızı öncelikle çeken odak noktası ise, sağdaki köşkün sağır beyaz duvarı ve aynı hizada sola uzanan yine beyaz ve ışıklı bahçe duvarı...
1859 - 1919 döneminde yaşamış olan ve "primitifler" olarak adlandırılan Darüşşafakalı foto-gerçekçi sanatçılar ile bir sonraki kuşak sanatçılar arasında bir geçiş dönemi sanatçısı olarak kabul edilen ve yapıtlarında insan figürü kullanan ilk ressamlarımızdan olan Zekai Paşa'nın resim tarihimiz açısından da, Marmara bölgemizin yirminci yüzyıl başındaki durumunu yansıtan bir belge olarak da önemi olan bu görünümü, o yıllardaki ressamlarımızın resim tekniği açısından ulaştıkları yetkinliği saptamak açısından da önemli olan tüm dünya müzelerinde yer alabilecek nitelikte olan tartışılmaz bir başyapıt...
Haşim Nur Gürel
sanalmüze
26 Aralık 2010 Pazar
21 Kasım 2010 Pazar
Dağ dağa kavuşmaz ama...
50 YIL SONRA BİR ARAYA GELDİLER!
Gazeteci-Yazar Fethi Satıcı ile 1950 yılında Yakacık Hasan Paşa İlkokulu’ndan sınıf ve çocukluk arkadaşı olan Tülay Aykut,tam 50 sene sonra, bir tesadüf sonucunda bir araya gelerek çocukluk ve öğrencilik yıllarını andılar. 1960 yılı başlarında İstanbul Halıcıoğlu semtine gelin giden Tülay Aykut ile o tarihten sonra bir daha görüşememişlerdi. Aynı mahallenin çocukları olan, evleri ve bahçeleri adeta bir birine yapışık olan Fethi Satıcı ve Tülay Aykut birlikte körebe, köşe kapmaca oynamış ve birlikte büyümüşlerdi.
TESADÜFEN BİRBİRLERİNİN İZİNİ BULDULAR
Her şey bundan bir yıl önce başladı. Dört yetişkin çocuk, yedi torun sahibi olan Tülay Aykut’un damadı Fikri Kerimkar, YakacıkYakacık sitesinde Fethi Satıcı’nın ilkokula giderken yayımlanan fotoğrafında bulunan ve o tarihlerde altı yedi yaşında olan kayınvalidesini tanıdı. Hemen eşi Şenay Kerimkar’ a annesinin öğrencilik yıllarındaki fotoğrafını gösterdi. Şenay Kerimkar ilgili fotoğrafın annesi Tülay Aykut’a ait olduğunu tespit etti ve konuyu Tülay Aykut’a bildirdiler. Ne var ki Aykut ve Kerimkar aileleri aynı karede bulunan Fethi Satıcı’yı tespit edemediler. Tülay Aykut hanım da 60 yıl önce çekilen fotoğraftaki okul arkadaşlarının bazılarını tanıyabildi. Bunun üzerine damat Fikri Kerimkar ve Tülay Aykut’un kızı Şenay Kerimkar annesi Tülay Aykut’un çocukluk ve okul arkadaşı Fethi Satıcı ile iletişim kurmayı başardılar ve 19.11.2010 tarihinde iki eski çocukluk ve okul arkadaşını anneleri Tülay hanımla bir araya getirerek birlikte duygu yüklü anlar yaşadılar.
Yakacık Hasanpaşa İlkokulu
GÖZYAŞI DÖKTÜLER
Yaklaşık 70 yıllık çocukluk, sınıf ve gençlik arkadaşı Fethi Satıcı’yı Yakacık’taki evinde ağırlayan Aykut ve Kerimkar ailesi iki eski arkadaşın buluşması sırasında duygulu anlar yaşadılar. Tülay hanımın torunları Kutay Yağız ve Şevval Yağmur Kerimkar’ın da bulunduğu buluşma anında eski arkadaşı Fethi Satıcı’yı bir anda karşısında gören Tülay Aykut heyecanlandı ve gözyaşlarını tutamadı. İki eski arkadaş bir süre birbirlerinin hatırını sorduktan sonra Fethi Satıcı’nın büyütüp çerçevelettiği 60 yıl önce çekilen fotoğrafı birlikte incelediler ve Fethi Satıcı Tülay hanıma aynı kare içersinde olan kendisini gösterdi. Fotoğrafta bulunan sınıf arkadaşlarının birçoğu ebediyete göç ederken, diğerlerinin de nerede olduklarını bilmiyorlardı.
ÇOK MUTLU OLDUM
Bundan sonrasını olayın kahramanlarından dinleyelim.
FETHİ SATICI: “ Çocukluk, sınıf ve gençlik arkadaşım Sayın Tülay Aykut Hanımefendi Yakacık eşrafından ve ağalarından rahmetli Rafet Aykut’un büyük kızı idi. Evlerimiz, bahçelerimiz bir birine bitişikti. Rahmetli annesi Emine Aykut hanım mahallemizin adeta doktoru idi. O tarihlerde Yakacık’ta elektrik ve doktor da yoktu. Tülay hanım ve kardeşleri ile bir arada büyüdük çok güçlü komşuluk ilişkilerimiz vardı. Biz dokuz kardeştik; Tülay hanımın da dört kardeşi vardı. Yakacık’ta mandıra ve bostan sahibi idiler. Birlikte koyun ve keçi sağmıştık, bahçe sulamıştık. Anne ve babalarımız da çok yakın arkadaştılar. İkiz kardeşlerim Solmaz ve Yılmaz’ın isimlerini de Tülay hanımın annesi koymuştu. Yılmaz Satıcı, 1994 yılında ebediyete göç etti. Bugün torun sahibi olan kız kardeşim Solmaz, Tülay hanımın annesine “HALA” derdi.
Okul fotoğrafını incelediler
Neyse uzatmayalım Tülay Hanım, 1960 yılında İstanbullu rahmetli Saim Yanardağ ile evlendi. Düğünleri Kasımpaşa Ordu Evinde yapılmıştı. O günden sonra bir daha Tülay hanımı görmedim. Eşi Saim enişte ile 4-5 sefer görüşmüştüm.1962 yılının 12. Ayında Erzincan’a askerlik görevimi ifa etmeye gittim ve 1965’ın birinci ayının ilk günlerinde terhis olduktan sonra iş hayatına atıldım ve Kartal’a yerleştim. Aile büyüklerimiz vefatlarına kadar birbirleriyle görüştüler. Yarım asır sonra da olsa arkadaşım Sayın Tülay Aykut hanımla görüşmem ve bir araya gelmemize çok sevindim, çok ta mutlu oldum. Damadı Sayın Fikri Kerimkar ve kızı Şenay Kerimkar Hanımefendiye böylesine önemli bir buluşmayı sağladıkları için çok teşekkür ediyorum. Görüşmemizde ve bir araya gelmemizde en çok payı olan YakacıkYakacık sitesinin kurucusu Sayın Şefika Kamcez, hocama da çok teşekkür ediyorum. Şafika Hanım da bu mutlu günümüzde bulunmayı çok arzu ediyordu. Ne var ki Tülay hanımla buluşmamız Bayramın dördüncü gününü rastladığı için aramızda bulunamadı. Yani şehir dışındaydılar. Katkıda bulunanlardan Allah razı olsun. Bana yaşamımın en mutlu günlerinden birini yaşattılar”şeklinde konuşarak duygularını dile getirdi.
TÜLAY AYKUT: “ Çocukluk, sınıf ve gençlik arkadaşım Sayın Fethi Satıcı’yı 50 yıl sonra da olsa görünce çok sevindim, çok mutlu oldum gördüğüme. Allah razı olsun bu buluşmayı ve bir araya gelmeyi sağlayan damadımdan. Bizi bir araya getirdi; kendisine teşekkür ederim. Kardeşim ve arkadaşım Fethi Satıcı’nın İnternetteki haber ve yazılarını okuduk. Çok heyecanlıyım, fazla konuşamayacağım” dedi.
İki eski arkadaşı buluşturan Tülay Aykut hanımın damadı Fikri Kerimkar, duygularını şöyle dile getirdi:
FİKRİ KERİMKAR: “Fethi beyle annemi bir araya getirmek tabiî ki çok mutlu bir olay, çok duygusal bir olay. Buna vesile olduğum içinde ben de gerçekten çok mutluyum. Yakacığın yetiştirdiği değerli bir şahsiyeti tanımaktan da çok mutlu oldum.”dedi.
Tülay Aykut’un kızı Şenay Kerimkar da duygularını şöyle dile getirdi:
ŞENAY KERİMKAR: “ Çok sevindik sevgili anneciğimin sevinmesine daha çok sevindik. Çok mutlu olduk ağlıyor ama çok sevindi. Çok teşekkür ediyorum geldiniz buralara kadar. Eşim Fikri Kerimkar’a özellikle teşekkür ediyorum.50 yıl sonra iki eski arkadaşı buluşturdu. Fethi bey ve annemin çocukluk ve şimdiki yaş durumları arasında çok büyük fark var. Yıllar iki insandan çok şey alıp götürmüş. Her ikisinin de sağlıklarının iyi oluşu bizi ayrıca sevindirdi. Buluşmaya sebep olanlara, katkı sunanlara çok teşekkür ediyorum” dedi.
Daha sonra bir süre daha sohbet eden iki eski arkadaş kısa zamanda her iki ailenin bulunacağı bir ortamda buluşmak üzere veda etmeden önce birlikte fotoğraf çektirdiler. Evet, dağ daha kavuşmuyor fakat insan insana kavuşuyor gerçeği işte ortada.
25 Temmuz 2010 Pazar
Yakacık Mektupları

Mahmut Yesari’nin Yakacık Mektupları adlı kitabı küçücük ama çok değerli bir inci tanesi benim için... 1961’de basılmış, bu sayfaları sararmış incecik kitabı tamamen bir tesadüf sonucu edindim. Komşum, bir gün babasının kitaplığından çıkararak armağan etti bana, baskısı tükenen bu kitabı; sağ olsun…
Yazar bu otobiyografik kitabında günümüzden en az altmış yıl önceki Yakacık’ı ve Yakacıklıları anlatıyor. Sevecen, sıcacık bir dili var. Kendisi yirmi yıl arayla Yakacık’ta iki kez bulunmuş. İlkinde askerliğin yapmış, ikincisinde ise sanatoryumda yatmış… Haliyle ikinci gelişinde birinciyi anımsıyor ve aradan geçen uzun yıllarda Yakacık’ta nelerin değiştiğine de dikkat çekiyor. Onun sanatoryumda yattığı dönemde Kartal’dan Yakacık’a sebze bostanları, harman yerleri, taş ocakları, üzüm bağları, meyve ağaçları, zeytinlikler arasında geçerek ulaşılmaktadır. Yani tam bir rustik panoramadır ‘İstanbul’un balkonu’ Yakacık…
Romancı Cahit Uçuk’la evli olan Yesari ( 1895-1945) yazar Afif Yesari’nin de babasıdır. Kaderin garip bir cilvesiyle, 1938 yılında ilk basımı yapılan bu kitapta anlattığı Yakacık Sanatoryumu’nda veremden ölmüştür.
Bir de not: Yesari solak demekmiş. Yazarın dedeleri hat sanatçısıymış ve sol elle yapıtlarını yazarlarmış.
Kitapta sözü edilen sanatoryuma gelince… İki binli yıllara kadar DDY sanatoryumu olarak hizmet eden bu kurum artık yok. Bugün aynı bahçe içinde büyük ağaçlar arasındaki binalarda Yakacık Kadın ve Çocuk Hastanesi bulunuyor.
Kitap farklı başlıklarda öykülerden oluşuyor. Bu öykülerde sanatoryumdaki hasta ve görevlileri, çevre halkını tanıyoruz. Haliyle okura konusu açısından Thomas Mann’ın görkemli romanı Büyülü Dağ’ı anımsatıyor.
Yakacık tutkunlarının ise bu kitabı çok seveceklerini ve her satırda eski bir dostlarına kavuşmuş gibi olacaklarını tahmin ediyorum.
Eski İstanbul köyleri gibi bu eski İstanbul yazarının da yeniden anımsanması dileğiyle. Okurun (eğer kitaplarına ulaşabilirse) Yesari’nin sevgi dolu ve incelikli üslubunu çok seveceğini düşünüyorum. Ben onu kitaplığımın en güzide rafına yerleştirdim bile…

İşte tadımlık birkaç alıntı:
“Yakacık İstanbul’un sade adı geçen değil, hatırı sayılan sayfiyelerinden biridir.
Köyün eski ve heyecanlı bir tarihi de vardır. Vefakar dostum M. Turhan Tan ‘Gönülden Gönüle’ isimli romanında, Aydos Kalesinin romantik tarihini yazmıştır.
Köyün meydanında, üzeri kitabeli yüzer yıllık çınarlar vardır. Aydos’un tepesine çıkanlar, kızıl lekeli kara taşlar, kırık kayalar ortasındaki küçük gölcükte canlı balıklar görürler.
Kavağa çıkamayan balık, dağa çıkabiliyormuş!
Pendik’le Maltepe arasındaki düz ovadan Aydos’a doğru ağır ağır tırmanalım. Yolumuzun sağında solunda sebze bostanları, harman yerleri, taş ocakları, üzüm bağları, meyve ağaçları, zeytinlikler görürüz.
Tabiat bu köyden hiçbir nimetini esirgememiştir.
Yazları buraya oldukça yüklü bir yekün tutan bir misafir akını başlar. Tatil günlerinde, hafta arasında gezme için gelenleri de hesaba katarsak, Yakacıklıların yoksulluktan şikayet etmelerini doğru bulamayız.”
…
Etiketler:
Mahmut Yesari,
Yakacık Mektupları,
Yakacık Sanatoryumu
9 Haziran 2010 Çarşamba
Nerede o eski sinemalar
YAKACIK YAKACIK’TI (3)
FETHİ SATICI
Üçüncü bölümde eski Yakacık’ın tarihi ve efsane yazlık sineması MEHTAP’ı orta ve yeni nesil Yakacıklı hemşerilerime tanıtmak istedim. Bu arada Yakacık’a elektrik geldikten sonra hangi mekanların kışlık ve yazlık sinema olarak kullanıldığını, eskiden Yakacık’ın kültürün ve sporun merkezi olduğunu, gördüğüm ve hatırladığım kadarıyla anlatacağım.
Yakacık sinema ile yanılmıyorsam 1948- 1950’li yılların başında tanıştı. Ondan önce Yakacık’ta sinema var mıydı, yok muydu hatırlamıyorum ve olmadığını zannediyorum. Demleme çayı meşhur Şaban ve Asım Berrak kardeşlerin bir süre çalıştırdığı çayhanenin kışlık kısmı o tarihlerde Yakacık’ın en büyük kahvesiydi. Bu mekânda arasıra Hacivat ve karagöz oynatılırdı. Bizde çocukluğumuzda hayali küçük Ali’nin bu güzel gösterisini zevkle izlerdik. Daha sonra Soğanlıklı Burhan Karagöz adında bir seyyar sinemacı aynı mekânda 16 mm’lik sinema makinesi ile sinema oynatmaya başladı. O zamanlar Yakacık çok soğuk ve kar altında olduğu yıllardı. Rahmetli Burhan ağabey bu arada benim çocukluk ve gençlik arkadaşlarımdan Cezmi’nin dedesinin pansiyonunda sinema oynatmaya başladı. Bu sinemanın ismi de Kaptanpaşa Köşk sinemasıydı. Daha sonra Yakacık Yetiştirme Yurdu eski binasında İbrahim ağabey 16 mm’lik TERTA marka sinema makinesiyle haftanın belli günlerinde sinema oynatırdı. Burhan ağabey daha sonra Onur’ların iş merkezindeki kahvede ve Çalkantı Mahallesi’ndeki Nimet Oteli yemekhanesinde sinema oynatmıştı. Bugün gibi hatırlıyorum Tyrone Power ‘in denizaltı 104 filmi oyanatılırken sinema makinesi arıza yapmıştı. Sürekli film koparıyordu. Nimet otelinin sahibi Sedat amca çok kızdı ve sinema makinesine okkalı bir yumruk attıktan sonra sanki kabahatliymiş gibi bir tokatta makiniste attı. Sinema makinesi kurulu olduğu masanın üstünden kıvılcımlar çıkararak beton zemine düştü. Tabii ki sinema makinesi büyük hasar görmüştü. Onarıldıktan sonra aynı yerde senelerce film oynatımı devam etti. Burada hatırlatmak istedim. Yetiştirme yurdunun giriş kapısına yakın bir metruk ev var. Zannedersem alt katı onarıldı ve burada bir dükkân var. Üst katı yıkık dökük olan bu evin arka bahçesi Yakacık’ın en nezih sinema ve tiyatro bahçesiydi. Tüfekçilerin yeri olarak tanımıştık o güzel bahçeyi. Eskiden Yakacıklı ailelerin birer lakapları vardı. Örneğin Debreliler, Ahçıoğulları, Mütevelliler gibi. Neyse uzatmayalım burada da orta oyunun ustalarından Naşit ve İsmail Dümbüllü, 1950–1952 yılları arasında Tüfekçilerin yazlık sinema bahçesinde sahne almışlardı. Rahmetli İsmail Dümbüllü 1958 yılına kadar Yakacık’ta tertip edilen konserlere katılmış ve ünlü orta oyununu burada sergilemişti. Eski Yakacık’ta her yıl yaz aylarında spor kulübü adına sünnet düğünü ve konserler tertip edilirdi. Bu konserlerin çoğu Çınaraltı, Çamlı Gazino ve Uzun Selim amcanın gazinosunda gerçekleştirilirdi. Devrin ünlü ses sanatçıları Hamiyet Yüceses, Perihan Altındağ, Ahmet Üstün, Abdullah Yüce, Lütfü Güneri, Mualla Mukadder Safiye Ayla, Ekrem Kongar ve Müzeyyen Senar burada sahne alırlardı.
Tarihini tam kesin olarak hatırlayamadım. Zannedersem 1955–1958 yılları arasında Yakacık’ın düzenli film gösteren sineması Mehtap’tı. Mehtap sinemasının sahibi rahmetli Erdem Çelepgil, daha önceleri kasaplık yapıyordu. Rahmetlinin babası Hafız amca da Yakacık’ın çok eski kasaplarındandı ve lakabı da kör hafızdı. Erdem ağabey zar zor bulduğu sehpalı 16 mm’lik sinema makinesini tam bahçenin ve seyircilerin oturduğu sandalyelerin ortasına kurmuştu. Mehtap sinemasında, kapalı gişe oynayan Kanun Namına, Yosmanın Kızı ve Marlon Brando’nun en ünlü filmleri arasında yer aldığı belirtilen VİVA ZAPATA (Yaşa Zapata) gibi filmleri izlemiştik. Erdem ağabeyin müşterisi olan ben, daha sonra rahmetlinin rakibi oldum ve 1972 yılında Arzu Sinemasını işletmeye başladım. Erdem ağabey zannedersem 1990 yılları başında Mehtap sinemasını kapattı ve Mehtap sinemasının bahçesi bir süre oto yağlama ve yıkama mekanı olarak kullanıldı, yaklaşık üç yıl öncede burada bir apartman inşa edildi ve efsane Mehtap Sineması tarihe karıştı.
Yakacık’ın tarihinde en güzel ve modern kışlık sinemayı rahmetli Fikret Akgün ağabeyimiz Yakacıklılara sunmuştu. Fikret Akgün, Yakacık’ın ağalarından ve Debreli lakaplı rahmetli İbrahim Akgün’ün oğlu ve rahmetli Halit Akgün’ün yeğenidir. Fikret Akgün, ayrıca Yakacık’ın 1950’li li yıllarda ki en ünlü ve modern Bakkal dükkânının sahibiydi. Fikret Bey bakkallığı bıraktıktan sonra kendilerine ait olan eski un fabrikasının buğday ezen ve öğüten taşlarını ve makinelerini sökmüş ve burasını koltuklu bir modern sinema yapmıştı. RENK Sineması. Devrin en gözde sinema makinesi o olarak kabul edilen Prowost. İle gösterilen Türk filmleri uzun kış gecelerinin tek eğlencesiydi. Renk sineması da Fikret beyin yaşlanması ve hastalanması sebebiyle kapandı ve bünyesinde daha önce un değirmeni ve yağhane bulunan tarihi bina istimlâk edildi ve binanın bulunduğu alan yol oldu.
TAM BURADAYDI

Yakacık’ın en ilk modern sinema salonu, yağhane ve un fabrikası tam bu elektrik direğinin dikili olduğu yerdeydi. Uzun ve tek katlı mekân yıkıldı ve burası kamulaştırılarak yol inşa edildi.
TARİHE KARIŞTI

Yakacık’ın yerlilerinden rahmetli Erdem Celepgil’in yaklaşık 40 yıl çalıştırdığı Mehtap Sineması’nda konserli sünnet düğünleri yapılırdı. Edip Akbayram, ilk defa Mehtap Sineması’nda sahne almıştı. Son yıllarda süratle betonlaşan Yakacık bir önemli mekânından daha oldu ve tarihi Mehtap Sinemasının bulunduğu arsa üzerinde bu gördüğünüz 4 katlı apartman inşa edildi.
YILLARCA DİRENDİ
Yakacık’ın önemli simgelerinden olan tarihi Mehtap Sineması kapandıktan sonra bir süre burası otomobillerin bakım yeri olarak kullanıldı. Sinemadan günümüze perdesinin bir bölümü hatıra kaldı.

Mehtap Sinemasının yeri şimdi bu halde...
FETHİ SATICI
Üçüncü bölümde eski Yakacık’ın tarihi ve efsane yazlık sineması MEHTAP’ı orta ve yeni nesil Yakacıklı hemşerilerime tanıtmak istedim. Bu arada Yakacık’a elektrik geldikten sonra hangi mekanların kışlık ve yazlık sinema olarak kullanıldığını, eskiden Yakacık’ın kültürün ve sporun merkezi olduğunu, gördüğüm ve hatırladığım kadarıyla anlatacağım.
Yakacık sinema ile yanılmıyorsam 1948- 1950’li yılların başında tanıştı. Ondan önce Yakacık’ta sinema var mıydı, yok muydu hatırlamıyorum ve olmadığını zannediyorum. Demleme çayı meşhur Şaban ve Asım Berrak kardeşlerin bir süre çalıştırdığı çayhanenin kışlık kısmı o tarihlerde Yakacık’ın en büyük kahvesiydi. Bu mekânda arasıra Hacivat ve karagöz oynatılırdı. Bizde çocukluğumuzda hayali küçük Ali’nin bu güzel gösterisini zevkle izlerdik. Daha sonra Soğanlıklı Burhan Karagöz adında bir seyyar sinemacı aynı mekânda 16 mm’lik sinema makinesi ile sinema oynatmaya başladı. O zamanlar Yakacık çok soğuk ve kar altında olduğu yıllardı. Rahmetli Burhan ağabey bu arada benim çocukluk ve gençlik arkadaşlarımdan Cezmi’nin dedesinin pansiyonunda sinema oynatmaya başladı. Bu sinemanın ismi de Kaptanpaşa Köşk sinemasıydı. Daha sonra Yakacık Yetiştirme Yurdu eski binasında İbrahim ağabey 16 mm’lik TERTA marka sinema makinesiyle haftanın belli günlerinde sinema oynatırdı. Burhan ağabey daha sonra Onur’ların iş merkezindeki kahvede ve Çalkantı Mahallesi’ndeki Nimet Oteli yemekhanesinde sinema oynatmıştı. Bugün gibi hatırlıyorum Tyrone Power ‘in denizaltı 104 filmi oyanatılırken sinema makinesi arıza yapmıştı. Sürekli film koparıyordu. Nimet otelinin sahibi Sedat amca çok kızdı ve sinema makinesine okkalı bir yumruk attıktan sonra sanki kabahatliymiş gibi bir tokatta makiniste attı. Sinema makinesi kurulu olduğu masanın üstünden kıvılcımlar çıkararak beton zemine düştü. Tabii ki sinema makinesi büyük hasar görmüştü. Onarıldıktan sonra aynı yerde senelerce film oynatımı devam etti. Burada hatırlatmak istedim. Yetiştirme yurdunun giriş kapısına yakın bir metruk ev var. Zannedersem alt katı onarıldı ve burada bir dükkân var. Üst katı yıkık dökük olan bu evin arka bahçesi Yakacık’ın en nezih sinema ve tiyatro bahçesiydi. Tüfekçilerin yeri olarak tanımıştık o güzel bahçeyi. Eskiden Yakacıklı ailelerin birer lakapları vardı. Örneğin Debreliler, Ahçıoğulları, Mütevelliler gibi. Neyse uzatmayalım burada da orta oyunun ustalarından Naşit ve İsmail Dümbüllü, 1950–1952 yılları arasında Tüfekçilerin yazlık sinema bahçesinde sahne almışlardı. Rahmetli İsmail Dümbüllü 1958 yılına kadar Yakacık’ta tertip edilen konserlere katılmış ve ünlü orta oyununu burada sergilemişti. Eski Yakacık’ta her yıl yaz aylarında spor kulübü adına sünnet düğünü ve konserler tertip edilirdi. Bu konserlerin çoğu Çınaraltı, Çamlı Gazino ve Uzun Selim amcanın gazinosunda gerçekleştirilirdi. Devrin ünlü ses sanatçıları Hamiyet Yüceses, Perihan Altındağ, Ahmet Üstün, Abdullah Yüce, Lütfü Güneri, Mualla Mukadder Safiye Ayla, Ekrem Kongar ve Müzeyyen Senar burada sahne alırlardı.
Tarihini tam kesin olarak hatırlayamadım. Zannedersem 1955–1958 yılları arasında Yakacık’ın düzenli film gösteren sineması Mehtap’tı. Mehtap sinemasının sahibi rahmetli Erdem Çelepgil, daha önceleri kasaplık yapıyordu. Rahmetlinin babası Hafız amca da Yakacık’ın çok eski kasaplarındandı ve lakabı da kör hafızdı. Erdem ağabey zar zor bulduğu sehpalı 16 mm’lik sinema makinesini tam bahçenin ve seyircilerin oturduğu sandalyelerin ortasına kurmuştu. Mehtap sinemasında, kapalı gişe oynayan Kanun Namına, Yosmanın Kızı ve Marlon Brando’nun en ünlü filmleri arasında yer aldığı belirtilen VİVA ZAPATA (Yaşa Zapata) gibi filmleri izlemiştik. Erdem ağabeyin müşterisi olan ben, daha sonra rahmetlinin rakibi oldum ve 1972 yılında Arzu Sinemasını işletmeye başladım. Erdem ağabey zannedersem 1990 yılları başında Mehtap sinemasını kapattı ve Mehtap sinemasının bahçesi bir süre oto yağlama ve yıkama mekanı olarak kullanıldı, yaklaşık üç yıl öncede burada bir apartman inşa edildi ve efsane Mehtap Sineması tarihe karıştı.
Yakacık’ın tarihinde en güzel ve modern kışlık sinemayı rahmetli Fikret Akgün ağabeyimiz Yakacıklılara sunmuştu. Fikret Akgün, Yakacık’ın ağalarından ve Debreli lakaplı rahmetli İbrahim Akgün’ün oğlu ve rahmetli Halit Akgün’ün yeğenidir. Fikret Akgün, ayrıca Yakacık’ın 1950’li li yıllarda ki en ünlü ve modern Bakkal dükkânının sahibiydi. Fikret Bey bakkallığı bıraktıktan sonra kendilerine ait olan eski un fabrikasının buğday ezen ve öğüten taşlarını ve makinelerini sökmüş ve burasını koltuklu bir modern sinema yapmıştı. RENK Sineması. Devrin en gözde sinema makinesi o olarak kabul edilen Prowost. İle gösterilen Türk filmleri uzun kış gecelerinin tek eğlencesiydi. Renk sineması da Fikret beyin yaşlanması ve hastalanması sebebiyle kapandı ve bünyesinde daha önce un değirmeni ve yağhane bulunan tarihi bina istimlâk edildi ve binanın bulunduğu alan yol oldu.
TAM BURADAYDI
Yakacık’ın en ilk modern sinema salonu, yağhane ve un fabrikası tam bu elektrik direğinin dikili olduğu yerdeydi. Uzun ve tek katlı mekân yıkıldı ve burası kamulaştırılarak yol inşa edildi.
TARİHE KARIŞTI
Yakacık’ın yerlilerinden rahmetli Erdem Celepgil’in yaklaşık 40 yıl çalıştırdığı Mehtap Sineması’nda konserli sünnet düğünleri yapılırdı. Edip Akbayram, ilk defa Mehtap Sineması’nda sahne almıştı. Son yıllarda süratle betonlaşan Yakacık bir önemli mekânından daha oldu ve tarihi Mehtap Sinemasının bulunduğu arsa üzerinde bu gördüğünüz 4 katlı apartman inşa edildi.
YILLARCA DİRENDİ
Yakacık’ın önemli simgelerinden olan tarihi Mehtap Sineması kapandıktan sonra bir süre burası otomobillerin bakım yeri olarak kullanıldı. Sinemadan günümüze perdesinin bir bölümü hatıra kaldı.
Mehtap Sinemasının yeri şimdi bu halde...
Eski Yakacıklılar, sinemalar, çeşmeler...
YAKACIK YAKACIK’TI (2)
FETHİ SATICI
Sevgili Yakacık sevdalıları, Yakacık dostları;
Bu tanıtım yazımda Yakacık’ın bir zamanlar musluklarından şarıl şarıl buz gibi şifalı sularının aktığı, yaz aylarında bile sularının kesilmediği ve bugün perişan ve içler acısı konumunda olan Yakacık’ın birkaç çeşmesi ile birlikte Yakacık’ın ünlü birkaç mahallesi, Nimet Oteli’nin bahçesinde ki asırlık çınarı ve Yakacık’ın şu anda hayatta olan en yaşlı iki Yakacık’lı ağabeyimiz le birlikte Yakacık’ın en renkli siması ve Yakacık’ın ilk Sinema Makinisti Sayın İrfan Tetik kardeşimi, Yakacık’ın yenilerine tanıtmak istedim. Sayın Rıdvan Tetik, sitemizde yorum yazan Arzu hanımın da babasıdır. Bu tanıtım yazımda Yakacık’ı fotoğraflarla tanıtmak istedim. Böyle olunca da Yakacık sevdalılarını,Yakacık dostlarını sitemize yönlendirmek,daha çok sitemize ilgi göstermek olacaklarını düşündüm. Resimli yazılar okurun daha çok ilgisini çeker düşüncesiyle bundan sonra yazılarımı resimli olarak yazma kararı aldım. Ne var ki bizlere bu güzel siteyi açan, Yakacıklıları adeta buluşturan Sayın Şefika hocamızı istemeyerek olsa da yormak istemiyorum. Ve değerli hocamızın bizi hoş görü ve anlayışla ile karşılayacağı inancı içindeyim. Kendisine eski bir Yakacıklı olarak teşekkür ediyorum. Sağ olsun. Bu arada 1960’lı yılın altında ki eski fotoğraflara ulaşma çalışması başlattım. İnşallah kısa bir süre sonra onları da sitemizde görmek mümkün olacak diye düşündüm. Nostaljik yazılarıma Yakacık’ın bir zamanlar demir yumruklu ve renkli simalarından Sayın Ali Ağabeyimizle başlıyorum. Ali ağabeyimiz şu anda yanlış hatırlamıyorsam Yakacık’ın hayatta olan en yaşlı insanı olduğunu zannediyorum. Bir yanlış tespitim olursa af ola.
EFSANE BİR İSİM
Ali ağabeyimizin soyadını hatırlayamadım ve kendisi ile son olarak 2009 yılının yazında görüşmüştüm. Ali ağabeyimizi şöyle tanıtıyorum. Yakacıklılar kendisini “Naim’in Ali” diye tanımlarlar. Rahmetli Naim amcamızda Yakacık’ın saygın ve sevilen eşrafından dı. Nur içinde yatsın. Belki Yakacıklılar bilmezler. Cumhuriyet döneminin ünlü Kırkpınar Başpehlivanlarından rahmetli Manisalı Rıfat ,(Güreşen) pehlivan yaz aylarında Yakacık’a gelir, Ali ağabeyimizin babası Naim amca ile rahmetli Hüsamettin Tulga’nın evinde bir müddei konuk olurdu. Rahmetli Aşkın Tulga, ağabeyimizin babası. Düşünebiliyor musunuz Kırkpınar Başpehlivanlığını kazanmış bir büyümüz yaz boyunca Yakacık’ta misafir edilirdi.Eski Yakacıklılar son derece misafir perver ve iyilik yapmayı seven insanlardı.
Uzatmayalım Ali ağabeyimizin rahmetli annesi Nigar teyzemizde Çalkantı Mahallesi’nin sevilen, sayılan ve saygı duyulan teyzelerindendi. Ali ağabey Yakacık’ın beyefendi isimleri arasında gelirdi, bizim çocukluk ve gençlik yıllarımızda. Fiziği sağlam, çok güçlü bir insandı. Allah sıhhat, afiyet ve uzun ömürler versin bugün 80 yaş sınırında olan Ali Ağabeyimiz hala eski günlerinde olduğu gibi dinç ve yakışıklı. Evlerinin altında açmış oldukları Bakkal dükkânını çalıştırırdı Ali ağabey. Yanlış hatırlamıyorsam Aydos ve ya Yalı’da bostanları vardı. Yalı şimdiki Topselvi Mahallesi’nin bulunduğu alandı. Burası 1960 öncesi bostanları, zeytinlikleri ve üzüm bağları ile meşhur bir alandı. Rahmetli Nigar teyzemizde evlere mevsimine göre sebze ve meyve satardı. Nur içinde yatsınlar. Eski insanlar bambaşka idi. Ali ağabey zannedersem 1960’lı yıllardan sonra yemcilik işi ile uğraşmaya başladı. Oğlu Sinan’ı da 1965 yılından sonra görmedim.
İLK SİNEMA MAKİNİSTİ İDİ
Sevgili Yakacık sevdalıları ve dostları. Yakacık’ın gençlerinin çoğu romantik, maceracı ve sesi güzel insanlardı. Burada birkaç örnek vermek istiyorum. Mesela Yeni mahallede oturan(Mağcır Mahallesi eski ismi)Ruhi, Ergun, Burhan ağabey ve benim okul arkadaşım Mualla Maden, Salih Maden’in ablası. Sesleri çok güzeldi. Ruhi, Ergun ve Avcı Burhan ağabeylerimiz çok güzel GAZEL çekerlerdi. Yani Hafız Burhan gibi. Rahmetli Mualla Maden’de özellikle “Hastanenin önü mermer döşeli, ben bir yıl oldu anam bu derde düşeli(Verem) şarkısını söylediği zaman kendisini dinleyenlerin hepsi göz yaşı dökerlerdi. Sonra benim çocukluk ve gençlik arkadaşım Asaf Sağun da Yakacık’ın sesi en güzel olan gençlerindendi. Hala tarihi Akordeon’u evinde durur. Yakacığın ilk sinema makinisti olma özelliğini taşıyan Sayın Rıdvan Tetik’in sesi çok güzeldi. Sitemizde ara sıra yorum yazan Arzu hanımın babası. Rıdvan Tetik, sağolsun bir süre benim işletmeciliğini yaptığım Yakacık’ın efsane sineması Arzu’nun makinistliğini yapmıştı.

Geçen yıl Yakacık’ta kendisine rastlamış ve bu fotoğrafını çekmiştim. Rıdvan Tetik, yaş olarak bizden çok küçüktür. Rıdvan’ın ağabeyi Yılmaz Tetik’te bizim ağabeylerimizdendi. Bir diğer ağabeyi İrfan Tetik’te benin çocukluk ve gençlik arkadaşımdı. Güreşe başladığım yıllarda rahmetli Yavuz Kahraman ile birlikte bana meydan okurlardı. Yakacıklı ağaylerimizde gece yarısı bizleri Yeni Mahalle’deki zeytinlik alanında güreştirirlerdi. Tabi ki hiçbir güreş eğitimi almadıkları ve oyun bilmedikleri içinde ikisini de çok rahat bir şekilde yenerdim. Bu arada hiç unutmam, şu anda Yakacık’ın 45 yıllık muhtarı S.Çetin Turan ile Yakacıklı Yüksel Tulga pehlivan bizlerin güreşinden sonra aynı yerde güreş tuttular ve bir saat süren güreş sonuncunda berabere kaldılar. Muhtar Çetin ağabeyimizde çok güçlü bir sporcuydu. ne var ki güreş oyunu bilmiyordu. !972 yılı idi galiba. Benimle de kapıştı. Ben kendisine karşılık vermedim ve beni Ayazma’da yere düşürerek başımı asfalta çarptı. Yani beyin sarsıntısı geçirmiş ve kendimden geçmiştim. Gözlerimi açtığımda kendimi hastane de bulmuştum. Derhal beni Yakacık Devlet Demir yolları Hastanesine götürmüş ve burada ilk müdahale yapılmış ve müşahede altına alınmıştım. Kendiside bu duruma çok üzülmüştü. Ara sıra bir araya geldiğimizde S.Çetin Turan, ağabeyimizle bu acı hatıramızı tartışırız. İşte Yakacık öyle bir Yakacık’tı bizim gençlik yıllarımızda.
YAKACIK’LI SAYILIR
Yakacık’ta ünlü bir yağlı güreşçi yaşar. Yeni yetişen nesil onu pek tanımaz. Yanlış hatırlamıyorsam 1950’li yılların ortasında Yakacık’a yerleşti ve Yakacık Devlet Demir Yollarında çalışmaya başladı ve oradan emekli oldu.Şu anda yaşı 80 sınırında. Evet, Yağlı Pehlivan Güreşlerinin usta bir Başaltı pehlivanı. Nam-ı değer Çamlıcalı Kel Şaban. Şaban ağabeyimiz Bülent’in babası. Şaban ağabeyimizi biz Yakacıklılar çok sever ve sayarız. İnsan iyisi bir delikanlı adamdır. Şaban ağabeyimiz ayrıca Yakacık’ın yetiştirdiği minder ve yağlı güreşin bir DEV ismi olan ve benimde ustam. Yakacıklı Yüksel Tulga, pehlivanında ustasıdır. Allah uzun ömürler versin. Kendisi ile ara sıra görüşüyor ve güreşimizi tartışıyoruz. Şaban ağabeyimiz ilerlemiş yaşına rağmen ara sıra Cevizli Tekel Spor tesislerine gidiyor ve burada gençlerle güreş çalışması yaparak onlara kendine has güreş sitilini ve oyunlarını gösteriyor
ÇOK ÜZÜLDÜM
Burada fotoğraflarını gördüğünüzde sizlerin de üzüleceğini sandığım çok önemli bir konuyu da Yakacıklıların bilgisine sunmak istedim. Yakacığın ünlü ve tarihi çeşmeleri. Bugün hemen hemen 2-3 tanesi haricinde suları akmayan, birer harabe ye dönüşerek için ağlayan ve ilgi bekleyen Yakacığın ünlü ve tarihi çeşmelerinden birkaçını masaya yatırdım ve mercek altına aldım.

1. çeşmemiz hamam mahallesi çıkmaz sokakta, rahmetli Yılmaz Gürsoy’un evinin bulunduğu sokak. Metin Gürsoy’un ağabeyi. Rahmetli benim okul, çocukluk, gençlik ve askerlik arkadaşımdı. Babası Hüseyin Gürsoy’da bizim ağabeylerimizdendi. Rahmetli annesi Ulviye teyze komşu köyümüz Samandıra’dan Yakacık’a gelin gelmişti. Ulviye teyzenin kardeşi Tufan da benim arkadaşımdı. Yılmaz ve Metin Gürsoy’un dayıları. İşte onların doğup, büyüdükleri sokakta bulunan bu çeşme Yakacık’ın inşa edilmesi itibariyle en eski ve tarihi çeşmesi. Araştırmalarımda bu çeşmenin yaklaşık 250–300 yıllık olduğunu öğrendim. Horasan tabir edilen yapı tekniği ile inşa edilen bu çeşmemizin sonradan yüz kısmı mermer taş ile kaplanmış. Birkaç yıl öncesine kadar musluğundan şırıl şırıl buz gibi Aydos suyunun aktığı bu çeşmemizin şu haline bir bakın. Buna can mı dayanır? Tarihi çeşmemizin mermerlerine yağlı boya ile bir takım yazılar yazılmış, karalanmış ve pislik içinde. Görüntü kirliliği oluşturan bu tarihi çeşmemizi bu konuma getirenler ve de ilgilenmeyenler utansın. Nerede tarihi eserleri koruma altına alan kuruluşlar? Nerede Kartal belediyesi? Bu ayıp kimin?

2.çeşmemiz Yakacık tarihi hamamının karşısındaki ünlü Vezir Çeşmesi, Bu çeşmenin de Osmanlı döneminde inşa edildiği, haznesinin sülük ürettiği biliniyordu ve bu çeşmenin de suyu yakın bir süre öncesine kadar akıyordu. Vezir çeşmesinin bir diğer ismi de “Sülüklü çeşme”! Ne var ki bu konumunu Yakacıklılar bildikleri için buradan içme suyu almazlardı. Özellikle Kadıköy, Erenköy, Bostancı, Kartal, Maltepe ve Pendik’te oturan vatandaşlarımız özel otomobilleri ile gelir ve buradan bidonlara doldurdukları suları evlerine götürürlerdi. Vezir çeşmesinin suyunun böbrek taşı ve kum düşürdüğü inancı vardı.Bu çeşmemizin de suyu kesildi.Zannedersem bölgede yapılan inşaatlar sırasında kaynak suyunun geldiği su boruları tahrip edildi.Yakacık’ın sularının bir özelliği de kaynak suyu olmaları idi.Bugün bu kaynakların nerede oldukları tarihe karıştı.Vezir çeşmemiz de ilgi ve sularının yeniden akıtılmasını bekliyor. Bizden hatırlatması.
3.’ncü çeşmemiz Yakacık Merkez Mezarlığı yakınındaki Hatice Abbas Halim Yetiştirme yurdunun uç bahçe bölümündeki çeşmedir. Yakacık Merkez Polis Karakolu’nun tam karşısında. Bu çeşmemizinde yaklaşık 150 yıllık bir tarihi olduğunu öğrendim. Onun da diğer çeşmelerimiz gibi suyu akmıyor ve kaderine terk edilmiş.
4.’ncü çeşmemiz meşhur Aydos yoğurtlarının imal edildiği yoğurthanenin yakınındaki çeşme. Bu çeşmenin de Osmanlı döneminde inşa edildiği belirtilmekteydi. İki musluğu vardı, bu çeşmemizin. Suyu da buz gibi ve tatlı idi. İnce bir suydu. Kaynağı Aydos tarafındaydı. Bu çeşmenin de kaynaktan gelen suyu kayboldu. Kim bilir şimdi kimin evinde akmaya devam ediyor. Bölgede inşaat için yapılan hafriyat çalışmalarında çeşmeye su taşıyan künklerin tahrip olduğu söylenmekte. Çünkü o dönemlerde kaynak suları su haznelerine ve çeşmelere dar künk borularla taşınıyordu. Bu çeşmemizde üç yol ağzında bir abide gibi durmakta. Bu çeşmenin eski inşa hali bu şekilde değildi ve üç metre yüksekliğinde bir haznesi vardı. Zannedersem bu çeşmenin tarihi bir konumu yok. Önceki çeşme aynı bir mekân gibiydi ve çok büyüktü.
İŞTE O ÇINAR

Son olarak da Yakacığın ünlü ve tarihi çınarlarından birini sizlere tanıtmak istedim. Eski Nimet Oteli Bahçesi’ne bulunan ve yaşının 700 sınırında olduğu belirtilen bu çınar ağacının altına kurulan güreş minderlerinde Olimpiyat, Dünya, Avrupa ve Balkan Şampiyonu güreşçilerimiz o yıl İtalya’da yapılan Dünya Şampiyonasına burada hazırlanmışlardı. 1958…
Şefika hocamızı fazla yormamam için eski Yakacığı anlatma yazılarıma kısa bir süre ara vermek istiyorum. Gelecek yazımda Yakacığın bilinmeyen bazı özelliklerini, ünlü ve renkli simalarını sizlere tanıtmak istiyorum.
Mesela deli Fehmi nasıl intihar etti? Yakacığın renkli simalarından Hayat Mustafa Tiryaki, Darbukacı Neçmi, sucu Turhan, Kozhelvacı Arnavut Adem amca, Dondurmacı Arap Muharrem. Benim dedem. Manav Muhsin, Camal Amca’yı askeri Cemse kamyonu nasıl ezerek ölümüne sebep oldu. Yakacık’ın efsane muhtarlarından rahmetli Ekrem ağabey, Kavas İsmail, Aşçı Nazım, Şadiye anne, Tellal Reşat, kunduracı tatar İbrahim, Rıza ve Kadir baba, Cin Ali, Aşçı Hasan ve Yakacık’ta yazlık KÖŞKLERİ bulunan Osmanlı Paşalarını konu eden yazı dizimin hazırlık çalışmasını başlattım. Yakacık Yakacık'tı (3) te görüşmek üzere.
FETHİ SATICI
Sevgili Yakacık sevdalıları, Yakacık dostları;
Bu tanıtım yazımda Yakacık’ın bir zamanlar musluklarından şarıl şarıl buz gibi şifalı sularının aktığı, yaz aylarında bile sularının kesilmediği ve bugün perişan ve içler acısı konumunda olan Yakacık’ın birkaç çeşmesi ile birlikte Yakacık’ın ünlü birkaç mahallesi, Nimet Oteli’nin bahçesinde ki asırlık çınarı ve Yakacık’ın şu anda hayatta olan en yaşlı iki Yakacık’lı ağabeyimiz le birlikte Yakacık’ın en renkli siması ve Yakacık’ın ilk Sinema Makinisti Sayın İrfan Tetik kardeşimi, Yakacık’ın yenilerine tanıtmak istedim. Sayın Rıdvan Tetik, sitemizde yorum yazan Arzu hanımın da babasıdır. Bu tanıtım yazımda Yakacık’ı fotoğraflarla tanıtmak istedim. Böyle olunca da Yakacık sevdalılarını,Yakacık dostlarını sitemize yönlendirmek,daha çok sitemize ilgi göstermek olacaklarını düşündüm. Resimli yazılar okurun daha çok ilgisini çeker düşüncesiyle bundan sonra yazılarımı resimli olarak yazma kararı aldım. Ne var ki bizlere bu güzel siteyi açan, Yakacıklıları adeta buluşturan Sayın Şefika hocamızı istemeyerek olsa da yormak istemiyorum. Ve değerli hocamızın bizi hoş görü ve anlayışla ile karşılayacağı inancı içindeyim. Kendisine eski bir Yakacıklı olarak teşekkür ediyorum. Sağ olsun. Bu arada 1960’lı yılın altında ki eski fotoğraflara ulaşma çalışması başlattım. İnşallah kısa bir süre sonra onları da sitemizde görmek mümkün olacak diye düşündüm. Nostaljik yazılarıma Yakacık’ın bir zamanlar demir yumruklu ve renkli simalarından Sayın Ali Ağabeyimizle başlıyorum. Ali ağabeyimiz şu anda yanlış hatırlamıyorsam Yakacık’ın hayatta olan en yaşlı insanı olduğunu zannediyorum. Bir yanlış tespitim olursa af ola.
EFSANE BİR İSİM
Ali ağabeyimizin soyadını hatırlayamadım ve kendisi ile son olarak 2009 yılının yazında görüşmüştüm. Ali ağabeyimizi şöyle tanıtıyorum. Yakacıklılar kendisini “Naim’in Ali” diye tanımlarlar. Rahmetli Naim amcamızda Yakacık’ın saygın ve sevilen eşrafından dı. Nur içinde yatsın. Belki Yakacıklılar bilmezler. Cumhuriyet döneminin ünlü Kırkpınar Başpehlivanlarından rahmetli Manisalı Rıfat ,(Güreşen) pehlivan yaz aylarında Yakacık’a gelir, Ali ağabeyimizin babası Naim amca ile rahmetli Hüsamettin Tulga’nın evinde bir müddei konuk olurdu. Rahmetli Aşkın Tulga, ağabeyimizin babası. Düşünebiliyor musunuz Kırkpınar Başpehlivanlığını kazanmış bir büyümüz yaz boyunca Yakacık’ta misafir edilirdi.Eski Yakacıklılar son derece misafir perver ve iyilik yapmayı seven insanlardı.
Uzatmayalım Ali ağabeyimizin rahmetli annesi Nigar teyzemizde Çalkantı Mahallesi’nin sevilen, sayılan ve saygı duyulan teyzelerindendi. Ali ağabey Yakacık’ın beyefendi isimleri arasında gelirdi, bizim çocukluk ve gençlik yıllarımızda. Fiziği sağlam, çok güçlü bir insandı. Allah sıhhat, afiyet ve uzun ömürler versin bugün 80 yaş sınırında olan Ali Ağabeyimiz hala eski günlerinde olduğu gibi dinç ve yakışıklı. Evlerinin altında açmış oldukları Bakkal dükkânını çalıştırırdı Ali ağabey. Yanlış hatırlamıyorsam Aydos ve ya Yalı’da bostanları vardı. Yalı şimdiki Topselvi Mahallesi’nin bulunduğu alandı. Burası 1960 öncesi bostanları, zeytinlikleri ve üzüm bağları ile meşhur bir alandı. Rahmetli Nigar teyzemizde evlere mevsimine göre sebze ve meyve satardı. Nur içinde yatsınlar. Eski insanlar bambaşka idi. Ali ağabey zannedersem 1960’lı yıllardan sonra yemcilik işi ile uğraşmaya başladı. Oğlu Sinan’ı da 1965 yılından sonra görmedim.
İLK SİNEMA MAKİNİSTİ İDİ
Sevgili Yakacık sevdalıları ve dostları. Yakacık’ın gençlerinin çoğu romantik, maceracı ve sesi güzel insanlardı. Burada birkaç örnek vermek istiyorum. Mesela Yeni mahallede oturan(Mağcır Mahallesi eski ismi)Ruhi, Ergun, Burhan ağabey ve benim okul arkadaşım Mualla Maden, Salih Maden’in ablası. Sesleri çok güzeldi. Ruhi, Ergun ve Avcı Burhan ağabeylerimiz çok güzel GAZEL çekerlerdi. Yani Hafız Burhan gibi. Rahmetli Mualla Maden’de özellikle “Hastanenin önü mermer döşeli, ben bir yıl oldu anam bu derde düşeli(Verem) şarkısını söylediği zaman kendisini dinleyenlerin hepsi göz yaşı dökerlerdi. Sonra benim çocukluk ve gençlik arkadaşım Asaf Sağun da Yakacık’ın sesi en güzel olan gençlerindendi. Hala tarihi Akordeon’u evinde durur. Yakacığın ilk sinema makinisti olma özelliğini taşıyan Sayın Rıdvan Tetik’in sesi çok güzeldi. Sitemizde ara sıra yorum yazan Arzu hanımın babası. Rıdvan Tetik, sağolsun bir süre benim işletmeciliğini yaptığım Yakacık’ın efsane sineması Arzu’nun makinistliğini yapmıştı.

Geçen yıl Yakacık’ta kendisine rastlamış ve bu fotoğrafını çekmiştim. Rıdvan Tetik, yaş olarak bizden çok küçüktür. Rıdvan’ın ağabeyi Yılmaz Tetik’te bizim ağabeylerimizdendi. Bir diğer ağabeyi İrfan Tetik’te benin çocukluk ve gençlik arkadaşımdı. Güreşe başladığım yıllarda rahmetli Yavuz Kahraman ile birlikte bana meydan okurlardı. Yakacıklı ağaylerimizde gece yarısı bizleri Yeni Mahalle’deki zeytinlik alanında güreştirirlerdi. Tabi ki hiçbir güreş eğitimi almadıkları ve oyun bilmedikleri içinde ikisini de çok rahat bir şekilde yenerdim. Bu arada hiç unutmam, şu anda Yakacık’ın 45 yıllık muhtarı S.Çetin Turan ile Yakacıklı Yüksel Tulga pehlivan bizlerin güreşinden sonra aynı yerde güreş tuttular ve bir saat süren güreş sonuncunda berabere kaldılar. Muhtar Çetin ağabeyimizde çok güçlü bir sporcuydu. ne var ki güreş oyunu bilmiyordu. !972 yılı idi galiba. Benimle de kapıştı. Ben kendisine karşılık vermedim ve beni Ayazma’da yere düşürerek başımı asfalta çarptı. Yani beyin sarsıntısı geçirmiş ve kendimden geçmiştim. Gözlerimi açtığımda kendimi hastane de bulmuştum. Derhal beni Yakacık Devlet Demir yolları Hastanesine götürmüş ve burada ilk müdahale yapılmış ve müşahede altına alınmıştım. Kendiside bu duruma çok üzülmüştü. Ara sıra bir araya geldiğimizde S.Çetin Turan, ağabeyimizle bu acı hatıramızı tartışırız. İşte Yakacık öyle bir Yakacık’tı bizim gençlik yıllarımızda.
YAKACIK’LI SAYILIR
Yakacık’ta ünlü bir yağlı güreşçi yaşar. Yeni yetişen nesil onu pek tanımaz. Yanlış hatırlamıyorsam 1950’li yılların ortasında Yakacık’a yerleşti ve Yakacık Devlet Demir Yollarında çalışmaya başladı ve oradan emekli oldu.Şu anda yaşı 80 sınırında. Evet, Yağlı Pehlivan Güreşlerinin usta bir Başaltı pehlivanı. Nam-ı değer Çamlıcalı Kel Şaban. Şaban ağabeyimiz Bülent’in babası. Şaban ağabeyimizi biz Yakacıklılar çok sever ve sayarız. İnsan iyisi bir delikanlı adamdır. Şaban ağabeyimiz ayrıca Yakacık’ın yetiştirdiği minder ve yağlı güreşin bir DEV ismi olan ve benimde ustam. Yakacıklı Yüksel Tulga, pehlivanında ustasıdır. Allah uzun ömürler versin. Kendisi ile ara sıra görüşüyor ve güreşimizi tartışıyoruz. Şaban ağabeyimiz ilerlemiş yaşına rağmen ara sıra Cevizli Tekel Spor tesislerine gidiyor ve burada gençlerle güreş çalışması yaparak onlara kendine has güreş sitilini ve oyunlarını gösteriyor
ÇOK ÜZÜLDÜM
Burada fotoğraflarını gördüğünüzde sizlerin de üzüleceğini sandığım çok önemli bir konuyu da Yakacıklıların bilgisine sunmak istedim. Yakacığın ünlü ve tarihi çeşmeleri. Bugün hemen hemen 2-3 tanesi haricinde suları akmayan, birer harabe ye dönüşerek için ağlayan ve ilgi bekleyen Yakacığın ünlü ve tarihi çeşmelerinden birkaçını masaya yatırdım ve mercek altına aldım.

1. çeşmemiz hamam mahallesi çıkmaz sokakta, rahmetli Yılmaz Gürsoy’un evinin bulunduğu sokak. Metin Gürsoy’un ağabeyi. Rahmetli benim okul, çocukluk, gençlik ve askerlik arkadaşımdı. Babası Hüseyin Gürsoy’da bizim ağabeylerimizdendi. Rahmetli annesi Ulviye teyze komşu köyümüz Samandıra’dan Yakacık’a gelin gelmişti. Ulviye teyzenin kardeşi Tufan da benim arkadaşımdı. Yılmaz ve Metin Gürsoy’un dayıları. İşte onların doğup, büyüdükleri sokakta bulunan bu çeşme Yakacık’ın inşa edilmesi itibariyle en eski ve tarihi çeşmesi. Araştırmalarımda bu çeşmenin yaklaşık 250–300 yıllık olduğunu öğrendim. Horasan tabir edilen yapı tekniği ile inşa edilen bu çeşmemizin sonradan yüz kısmı mermer taş ile kaplanmış. Birkaç yıl öncesine kadar musluğundan şırıl şırıl buz gibi Aydos suyunun aktığı bu çeşmemizin şu haline bir bakın. Buna can mı dayanır? Tarihi çeşmemizin mermerlerine yağlı boya ile bir takım yazılar yazılmış, karalanmış ve pislik içinde. Görüntü kirliliği oluşturan bu tarihi çeşmemizi bu konuma getirenler ve de ilgilenmeyenler utansın. Nerede tarihi eserleri koruma altına alan kuruluşlar? Nerede Kartal belediyesi? Bu ayıp kimin?

2.çeşmemiz Yakacık tarihi hamamının karşısındaki ünlü Vezir Çeşmesi, Bu çeşmenin de Osmanlı döneminde inşa edildiği, haznesinin sülük ürettiği biliniyordu ve bu çeşmenin de suyu yakın bir süre öncesine kadar akıyordu. Vezir çeşmesinin bir diğer ismi de “Sülüklü çeşme”! Ne var ki bu konumunu Yakacıklılar bildikleri için buradan içme suyu almazlardı. Özellikle Kadıköy, Erenköy, Bostancı, Kartal, Maltepe ve Pendik’te oturan vatandaşlarımız özel otomobilleri ile gelir ve buradan bidonlara doldurdukları suları evlerine götürürlerdi. Vezir çeşmesinin suyunun böbrek taşı ve kum düşürdüğü inancı vardı.Bu çeşmemizin de suyu kesildi.Zannedersem bölgede yapılan inşaatlar sırasında kaynak suyunun geldiği su boruları tahrip edildi.Yakacık’ın sularının bir özelliği de kaynak suyu olmaları idi.Bugün bu kaynakların nerede oldukları tarihe karıştı.Vezir çeşmemiz de ilgi ve sularının yeniden akıtılmasını bekliyor. Bizden hatırlatması.
3.’ncü çeşmemiz Yakacık Merkez Mezarlığı yakınındaki Hatice Abbas Halim Yetiştirme yurdunun uç bahçe bölümündeki çeşmedir. Yakacık Merkez Polis Karakolu’nun tam karşısında. Bu çeşmemizinde yaklaşık 150 yıllık bir tarihi olduğunu öğrendim. Onun da diğer çeşmelerimiz gibi suyu akmıyor ve kaderine terk edilmiş.
4.’ncü çeşmemiz meşhur Aydos yoğurtlarının imal edildiği yoğurthanenin yakınındaki çeşme. Bu çeşmenin de Osmanlı döneminde inşa edildiği belirtilmekteydi. İki musluğu vardı, bu çeşmemizin. Suyu da buz gibi ve tatlı idi. İnce bir suydu. Kaynağı Aydos tarafındaydı. Bu çeşmenin de kaynaktan gelen suyu kayboldu. Kim bilir şimdi kimin evinde akmaya devam ediyor. Bölgede inşaat için yapılan hafriyat çalışmalarında çeşmeye su taşıyan künklerin tahrip olduğu söylenmekte. Çünkü o dönemlerde kaynak suları su haznelerine ve çeşmelere dar künk borularla taşınıyordu. Bu çeşmemizde üç yol ağzında bir abide gibi durmakta. Bu çeşmenin eski inşa hali bu şekilde değildi ve üç metre yüksekliğinde bir haznesi vardı. Zannedersem bu çeşmenin tarihi bir konumu yok. Önceki çeşme aynı bir mekân gibiydi ve çok büyüktü.
İŞTE O ÇINAR

Son olarak da Yakacığın ünlü ve tarihi çınarlarından birini sizlere tanıtmak istedim. Eski Nimet Oteli Bahçesi’ne bulunan ve yaşının 700 sınırında olduğu belirtilen bu çınar ağacının altına kurulan güreş minderlerinde Olimpiyat, Dünya, Avrupa ve Balkan Şampiyonu güreşçilerimiz o yıl İtalya’da yapılan Dünya Şampiyonasına burada hazırlanmışlardı. 1958…
Şefika hocamızı fazla yormamam için eski Yakacığı anlatma yazılarıma kısa bir süre ara vermek istiyorum. Gelecek yazımda Yakacığın bilinmeyen bazı özelliklerini, ünlü ve renkli simalarını sizlere tanıtmak istiyorum.
Mesela deli Fehmi nasıl intihar etti? Yakacığın renkli simalarından Hayat Mustafa Tiryaki, Darbukacı Neçmi, sucu Turhan, Kozhelvacı Arnavut Adem amca, Dondurmacı Arap Muharrem. Benim dedem. Manav Muhsin, Camal Amca’yı askeri Cemse kamyonu nasıl ezerek ölümüne sebep oldu. Yakacık’ın efsane muhtarlarından rahmetli Ekrem ağabey, Kavas İsmail, Aşçı Nazım, Şadiye anne, Tellal Reşat, kunduracı tatar İbrahim, Rıza ve Kadir baba, Cin Ali, Aşçı Hasan ve Yakacık’ta yazlık KÖŞKLERİ bulunan Osmanlı Paşalarını konu eden yazı dizimin hazırlık çalışmasını başlattım. Yakacık Yakacık'tı (3) te görüşmek üzere.
Etiketler:
700 yıllık çınar,
Aydos,
Nimet Oteli,
Vezir Çeşmesi,
Yakacık'lı güreşçiler
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




